Tapşırıqlar və Məşqlər

تَمْرِينَاتٌ

Alıştırmalar

١. ضَعْ كَلَّ كَلِمَةٍ مِنَ الْكَلِمَاتِ الْآتِيَةِ فِي جُمْلَةٍ مُفِيدَةٍ بِحَيْثُ تَكُونُ مَنْصُوبَةً وَ بَيِّنْ عَلاَمَةَ نَصْبِهَا

1. Aşağıdaki kelimelerden bir kelimeyi mansub olacak şekilde müfid bir cümleye koy ve nasbının alametini beyan et!

اَلْجَوُّ اَلْغُبَارُ اَلطَّرِيقُ
اَلْحَبْلُ مُشْتَعِلَةٌ اَلْقُطْنُ
اَلْمَدْرَسَةُ اَلثَّوْبَانِ اَلْمُسْلِمَاتُ
أَبِي اَلْعُلَى اَلرَّاضِي
اَلْمُخْلِصُونَ

رَأَيْتُ الْجَوَّ مَلِئًا بِالْأَتْرِبَةِ

Havayı toz dolu olaraq gördüm

إِنَّ الْغُبَارَ يَضُرُّ جَهَازَ التَّنَفُّسِ

Toz, solunum cihazlarına zarar veriyor

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَ ظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَ لاَ لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا

Şüphesiz ki inkar ve zulm edenler, doğru yola girene dek Allah onları bağışlamaz

فَالْقَوْا حِبَالَهُمْ وَ عِصِيَّهُمْ ظَلَّتِ النَّارُ مُشْتَعِلَةً فِي الدَّارِ حَتَّى أَتَى رِجَالُ الْإِطْفَاءِ

Bunun üzerine iplerini ve sopalarını attılar. İtfaiye gelene kadar evde yangın devam etti.

إِنَّ الْقُطْنَ الْمِصْرِيَّ مِنْ أَفْضَلِ أَنْوَاعِ الْقُطْنِ فِي الْعَالَمِ

Kesinlikle Mısır pamuğu dünyadaki bütün pamuk çeşitlerinden daha iyidir

إِنَّ الْمَدْرَسَةَ مِنْ أَهَمِّ حُقُولِ التَّعْلِيمِ

Eğitim tarlalarının en önemlisi okuldur

لَبِسْتُ ثَوْبَيْنِ جَدِيدَيْنِ فِي الْعِيدِ

Bayramda iki yeni elbise giydim

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ إِلاَّ عِبَادَ اللهِ الْمُخْلَصِينَ

Onu yalanladılar ve şüphesiz onlar zarara uğramış olanlardır ancak Allahın halis kulları hariç

إِنَّ الْمُسْلِمِينَ وَ الْمُسْلِمَاتِ وَ الْمُؤْمِنِينَ وَ الْمُؤْمِنَاتِ

Şüphesiz ki Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar ve mümin erkekler ve mümine kadınlar..

قَالَتْ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا

"Babam, sürülerimizi bizim için suladığın için seni ödüllendirmeye çağırıyor" dedi.

مَنْ طَلَبَ الْعُلاَ سَهِرَ اللَّيَالِيَ

Kim âli olmak istiyorsa geceleri sabahlar

إِنَّ الرَّاضِيَ بِقَضَاءِ اللهِ يُحِبُّهُ اللهُ

Şüphesiz ki Allahın kazasına razı olanı Allah sever

nəsb əlaməti kəlmə
اَلْفَتْحَةُ اَلْجَوَّ
اَلْفَتْحَةُ اَلْغُبَارَ
اَلْفَتْحَةُ طَرِيقًا
اَلْفَتْحَةُ حِبَالَ
اَلْفَتْحَةُ مُشْتَعِلَةً
اَلْفَتْحَةُ اَلْقُطْنَ
اَلْفَتْحَةُ اَلْمَدْرَسَةَ
اَلْيَاءُ اَلثَّوْبَيْنِ
اَلْيَاءُ اَلْمُخْلَصِينَ
اَلْكَسْرَةُ اَلْمُسْلِمَاتِ
اَلْفَتْحَةُ الْمُقَدَّرَةُ أَبِي
اَلْعُلَى
اَلْفَتْحَةُ اَلرَّاضِي

٢. ضَعْ كَلَّ كَلِمَةٍ مِنَ الْكَلِمَاتِ الْآتِيَةِ فِي جُمْلَةٍ مُفِيدَةٍ بِحَيْثُ تَكُونُ مَخْفُوضَةً وَ بَيِّنْ عَلاَمَةَ خَفْضِهَا

2. Aşağıdaki kelimelerden bir kelimeyi mahfud olacak şekilde müfid bir cümleye koy ve hafdının alametini beyan et! 

أَبُوكَ اَلْمُهَذِّبُونَ اَلْمُفْتَرِسُ
اَلْقَائِمَاتِ أَحْمَدَ اَلْبَابُ
بِوَاجِبِهِنَّ اَلنَّخْلَتَانِ اَلْفَأْرَتَانِ
مُسْتَدِيرَةٌ اَلْقَاضِي اَلْوَرَى

اِرْجِعُوا إِلَى أَبِيكُمْ فَقُولُوا يَا أَبَانَا إِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ

Babanıza dönün ve ona deyin ki; Ey babamız şüphesiz ki senin oğlun hırsızlık yaptı

إِنَّ عَلَى الْمُهَذَّبِينَ أَنْ يَحْتَرِمُوا آبَاءَهُمْ

Şüphesiz ki edepli kişilere babalarına karşı saygılı olmaları şarttır

مَرَرْتُ بِالْقَائِمَاتِ بِوَاجِبِهِنَّ

Ödevlerini yerine getirenlere uğradım

نَظَرْتُ إِلَى الْأَسَدِ الْمُفْتَرِسِ فِي الْقَفَصِ

Kafesteki yırtıcı aslana baktım

نَظَرْتُ إِلَى أَحْمَدَ وَ هُوَ يُذَاكِرُ دُرُوسَهُ

Derslerini müzakere eden Ahmed’e baktım

جَلَسْتُ عَلَى مِنْضَدَةٍ مُسْتَدِيرَةٍ

Yuvarlak bir masaya oturdum

وَ أَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِ

Kadının kocasına kapının yanında rastladılar…

نَظَرْتُ إِلَى نَخْلَتَيْنِ طَوِيلَتَيْنِ

İki uzun hurma ağacına baktım

نَظَرْتُ إِلَى الْفَأْرَتَيْنِ فِي الْحُجْرَةِ

Odadaki iki fareye baktım

عَلَى الْقَاضِي أَنْ يُرَاقِبَ رَبَّهُ فِيمَا يُصْدِرُهُ مِنْ أَحْكَامٍ

Hakim olana, rabbinin hükümlerinden sadır olanı gözetmesi gerekir

إِنَّ مُحَمَّدًا {صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ} مِنْ أَفْضَلِ الْوَرَى

Şüphesiz ki Muhammed (ص.ع.س) yaratılmışların en faziletlisidir

Hafd əlaməti kəlmə
اَلْيَاءُ أَبِيكُمْ
اَلْيَاءُ اَلْمُهَذِّبِينَ
اَلْكَسْرَةُ اَلْقَائِمَاتِ
اَلْكَسْرَةُ بِوَاجِبِهِنَّ
اَلْكَسْرَةُ اَلْمُفْتَرِسِ
اَلْفَتْحَةُ أَحْمَدَ
اَلْكَسْرَةُ مُسْتَدِيرَةٍ
اَلْكَسْرَةُ اَلْبَابِ
اَلْيَاءُ اَلنَّخْلَتَيْنِ
اَلْيَاءُ اَلْفَأْرَتَيْنِ
اَلْكَسْرَةُ الْمُقَدَّرَةُ اَلْقَاضِي
اَلْوَرَى

٣. ضَعْ كَلَّ كَلِمَةٍ مِنَ الْكَلِمَاتِ الْآتِيَةِ فِي جُمْلَةٍ مُفِيدَةٍ بِحَيْثُ تَكُونُ مَرْفُوعَةً وَ بَيِّنْ عَلاَمَةَ رَفْعِهَا

3. Aşağıdaki kelimelerden bir kelimeyi merfu olacak şekilde müfid bir cümleye koy ve ref’inin alametini beyan et!

أَبَوَيْهِ اَلْمُحْلِصِينَ اَلْمُرْشِدُ
اَلْغُزَاةُ اَلْآبَاءُ اَلْأُمَّهَاتُ
اَلْبَانِي اِبْنِي أَخِيكَ

وَ أَمَّا الْغُلاَمُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنِينَ

Babası müminlerden olan çocuğa gelince..

اَلْمُخْلِصُونَ هُمْ خَيْرُ النَّاسِ

Muhlisler insanların hayırlılarıdır

اَلْمُرْشِدُ إِلَى الْخَيْرِ يُحِبُّهُ اللهُ عَزَّ وَ جَلَّ

Hayra yönlendireni Allah azze ve celle sever

اَلْمُسْلِمُونَ الْغُزَاةُ فَتَحُوا مَشَارِقَ الْآرْضِ وَ مَغَارِبَهَا

Savaşan Müslümanlar yeryüzünün doğusunu ve batısını fethettiler

مَا يَعْبُدُونَ إِلاَّ كَمَا يَعْبُدُ آبَاءُهُمْ مِنْ قَبْلُ

Onlar, kendilerinden önce atalarının ibadet ettiği kimi ibadet ediyorlar.

إِنَّ أُمَّهَاتُهُمْ إِلاَّ اللَّائِي وَلَدْنَهُمْ

Şüphesiz ki onların anneleri, onları doğuranlar hariç…

لَيْسَ الْبَانِي مِنْ أَسْمَاءِ اللهِ الْحُسْنَى

Bâni (bina eden) Allah’ın esma-i hüsna’sından değildir

يَلْعَبُ ابْنِي بِالْكُرَةِ فِي الْحُجْرَةِ

Oğlum odada topla oynuyor

قَالَ إِنِّي أَنَا أَخُوكَ فَلاَ تَبْتَئِسْ بِمَا كَانَ يَعْمَلُونَ

Şüphesiz ki ben senin kardeşinim, ve onların yaptıkları şeyler yüzünden üzülme dedi

ref əlaməti kəlmə
اَلْأَلِفُ أَبَوَاهُ
اَلْوَاوُ اَلْمُصْلِحُونَ
اَلضَّمَّةُ اَلْمُرْشِدُ
اَلضَّمَّةُ اَلْغُزَاةُ
اَلضَّمَّةُ اَلْآبَاءُ
اَلضَّمَّةُ اَلْأُمَّهَاتُ
اَلضَّمَّةُ الْمُقَدَّرَةُ اَلْبَانِي
اِبْنِي
اَلْوَاوُ أَخُوكَ

٤. بَيِّنْ فِي الْعِبَارَاتِ الْآتِيَةِ الْمَرْفُوعَ وَ الْمَنْصُوبَ وَ الْمَجْزُومَ مِنَ الْأَفْعَالِ وَ الْمَرْفُوعَ وَ الْمَنْصُوبَ وَ الْمَخْفُوضَ مِنَ الْأَسْمَاءِ وَ بَيِّنْ مَعَ كُلِّ وَاحِدٍ عَلَامَةَ إِعْرَابِهِ

4. Aşağıdaki ibarelerde fiillerden merfu, mansub ve meczum olanı ve isimlerden isə merfu, mansub ve mahfud olanı beyan et. Ve her birinin irabının alametini de beyan et!

اِسْتَشَارَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ فِي قَوْمٍ يَسْتَعْمِلُهُمْ

اِسْتَشَارَ istişare etti, عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ Ömer ibni Abdulaziz, فِي قَوْمٍ bir kavim hakkında, يَسْتَعْمِلُهُمْ çalıştırdıkları

فَقَالَ لَهُ بَعْضُ أَصْحَابِهِ: عَلَيْكَ بِأَهْلِ الْعُذْرِ

فَقَالَ لَهُ ve ona sordu, بَعْضُ أَصْحَابِهِ bazı arkadaşları, عَلَيْكَ sana gerektir, بِأَهْلِ الْعُذْرِ özür ehlini yani özür dileyenin özrünü kabul etmen

قَالَ: وَ مَنْ هُمْ؟

 قَالَo da dedi ki: وَ مَنْ هُمْ kimdir onlar?

قَالُوا: اَلَّذِينَ إِنْ عَدَلُوا فَهُوَ مَا رَجَوْتَ وَ إِنْ قَصَّرُوا

قَالُوا onlar da dedi ki; اَلَّذِينَ o kimseler, إِنْ عَدَلُوا eğer o kişiler adil olurlarsa, فَهُوَ مَا رَجَوْتَ ve o senin istediğin şeydir, وَ إِنْ قَصَّرُوا ve kusur yapmışlarsa

قَالَ النَّاسُ: قَدِ اجْتَهَدَ عُمَرُ

قَالَ النَّاسُ insanlar da dediler ki: قَدِ اجْتَهَدَ عُمَرُ Ömer çalıştı

Metnin Toplu Manası: Ömer ibni Abdulaziz, çalıştırdığı bir kavim hakkında etrafındakiler ilə istişare etti. bəzi arkadaşları Ömer’e, Sana özür dileyenin özrünü kabul etmen gerekir dediler. Ömer de, kim onlar dedi. Onlar da, adil olanları -ki sen bunu umuyorsun- ve kusur işleyenleri dediler. Bu durumda insanlar da Ömer ictihad etti dediler.

أَحْضَرَ الرَّشِيدُ رَجُلاً لِيُوَلِّيَهُ الْقَضَاءَ

أَحْضَرَ الرَّشِيدُ Harun Reşid gönderdi, رَجُلاً bir adam, لِيُوَلِّيَهُ onu görevlendirip, الْقَضَاءَ hüküm vermeye,

فَقَالَ لَهُ؛ إِنِّي لاَ أُحْسِنُ الْقَضَاءَ وَ لاَ أَنَا فِقِيهٌ

فَقَالَ لَهُ O kişi de Harun Reşid’e dedi ki: إِنِّي لاَ أُحْسِنُ الْقَضَاءَ ben güzelce hüküm veremem, وَ لاَ أَنَا فِقِيهٌ ben fakih te değilim

فَقَالَ الرَّشِيدُ؛ فِيكَ ثَلاَثُ خِلاَلٍ؛ لَكَ شَرَفٌ وَ الشَّرْفُ يَمْنَعُ صَاحِبَهُ مِنَ الدَّنَاءَةِ وَ لَكَ حِلْمٌ يَمْنَعُكَ مِنَ الْعَجَلَةِ وَ مَنْ لَمْ يَعْجَلْ قَلَّ خَطَؤُهُ وَ أَنْتَ رَجُلٌ تُشَاوِرُ فِي أَمْرِكَ وَ مَنْ شَاوَرَ كَثُرَ صَوَابُهُ وَ أَمَّا الْفِقْهُ فَسَيَنْضَمُّ إِلَيْكَ مَنْ تَتَفَقَّهُ بِهِ فَوَلِيَ فَمَا وَجَدُوا فِيهِ مَطْعَنًا

فَقَالَ الرَّشِيدُ Harun Reşid de o kişiye dedi ki: فِيكَ ثَلاَثُ خِلاَلٍ sende üç özellik var, لَكَ شَرَفٌ sen de şeref var, وَ الشَّرْفُ ve şeref ise; يَمْنَعُ صَاحِبَهُ sahibini engeller, مِنَ الدَّنَاءَةِ alçaklıktan, وَ لَكَ حِلْمٌ ve sende yumuşak huyluluk var, يَمْنَعُكَ مِنَ الْعَجَلَةِ o da seni acele etmekten engeller, وَ مَنْ لَمْ يَعْجَلْ ve kim acele etmezse,قَلَّ خَطَؤُهُ hatası az olur, وَ أَنْتَ رَجُلٌ ve sen bir adamsın ki; تُشَاوِرُ istişare ediyorsun, فِي أَمْرِكَ işinde, وَ مَنْ شَاوَر ve kim istişare ederse, كَثُرَ صَوَابُهُ doğrusu çok olur, وَ أَمَّا الْفِقْهُ fıkha gelince de; فَسَيَنْضَمُّ pek yakında katılacaktır, إِلَيْكَ sana, مَنْ تَتَفَقَّهُ بِهِ fıkh işleriyle uğraşıp fakih olan kimselerden, فَ böylece, وَلِيَ göreve geldi, فَمَا وَجَدُوا فِيهِ ve böylece o kişi hakkında bulmadılar, مَطْعَنًا ta’ân eden yani eleştiren, yadırgayan, ondan kuşkulanan bir kişiyi

Metnin Toplu Manası: Harun Reşid, bir yere orada hüküm vermesi için bir adamı görevlendirdi. O adam da Harun Reşid’e “Ben güzel hüküm veremem, ayrıca ben fakih te değilim” dedi. Harun Reşid de o adama; “Sen de üç özellik var. -Birisi- Sen de şeref var. Şeref ki ona sahib olanı denaetten yəni alçaklıktan engeller. Sen de hilm var, hilm isə seni acelecilikten engeller. Kim acele etmezse hatası az olur. Ve eyni zamanda sen işlerinde müşavir adamsın, istişare ediyorsun. Kim işlerinde istişare ederse doğrusu artar. Fıkh işine gelince, o da sana fıkıhla hemhal olanlardan gelecektir” dedi. Böylece o kişi o yerde görev yaptı ve onu -bu hükümlerinden ötürü- kimse yadırgamadı.

İrab əlaməti İrab Haleti kəlmə
dammə ref عُمَرُ
dammə ref اِبْنُ
Kesre Hafd عَبْدِ
Kesre Hafd الْعَزِيزِ
Kesre Hafd قَوْمٍ
dammə ref بَعْضُ
dammə ref يَسْتَعْمِلُ
Kesre Hafd أَصْحَابِ
Kesre Hafd أَهْلِ
Kesre Hafd الْعُذْرِ
dammə ref اَلنَّاسُ
dammə ref عُمَرُ
dammə ref اَلرَّشِيدُ
fəthə nəsb رَجُلاً
fəthə nəsb يُوَلِّيَ
fəthə nəsb اَلْقَضَاءَ
dammə ref أُحْسِنُ
fəthə nəsb اَلْقَضَاءَ
dammə ref فَقِيهٌ
dammə ref اَلرَّشِيدُ
dammə ref ثَلاَثُ
Kesre Hafd خِلاَلٍ
dammə ref شَرَفٌ
dammə ref اَلشَّرْفُ
dammə ref يَمْنَعُ
fəthə nəsb صَاحِبَ
Kesre Hafd اَلدَّنَاءَةِ
dammə ref حِلْمٌ
dammə ref يَمْنَعُ
Kesre Hafd اَلْعَجَلَةِ
Sükun cəzm يَعْجَلْ
dammə ref خَطَؤُ
dammə ref رَجُلٌ
dammə ref تُشَاوِرُ
Kesre Hafd أَمْرِ
dammə ref صَوَابُ
dammə ref اَلْفِقْهُ
dammə ref يَنْضَمُّ
dammə ref تَتَفَقَّهُ
fəthə nəsb مَطْعَنًا

٥. ثَنِّ الْكَلِمَاتِ الْآتِيَةَ ثُمَّ اسْتَعْمِلْ كُلَّ مُثَنًّى فِي جُمْلَتَيْنِ مُفِيدَتَيْنِ بِحَيْثُ يَكُونُ فِي وَاحِدَةٍ مِنَ الْجُمْلَتَيْنِ مَرْفُوعًا وَ فِي الثَّانِيَةِ مَخْفُوضًا

5. Aşağıdaki kelimeleri tesniye yap ve sonra her bir tesniye olan ismi iki müfid cümlede kullan. Öyle ki ilk iki cümlede merfu ve diğer iki cümlede isə mahfud olsun.

اَلدَّوَاةُ اَلْقَلَمُ
اَلْوَالِدُ اَلْكِتَابُ
اَلْحَدِيقَةُ اَلْبَلَدُ
اَلْمَعْهَدُ

لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللهَ وَ بِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا

Allahtan başkasına kulluk etmeyin ve anne-babanıza iyilikte bulunun

هَاتَانِ الْحَدِيقَتَانِ جَمِيلَتَانِ

Bu iki bahçe güzeldir

مَرَرْتُ بِحَدِيقَتَيْنِ جَمِيلَتَيْنِ

İki güzel bahçeye uğradım

هَذَانِ قَلَمَانِ لَكَ

Bu iki kalem senindir

كَتَبَ زَيْدٌ اسْمَهُ عَلَى قَلَمَيْنِ

Zeyd iki kalem üzerine adını yazdı

هَذَانِ الْكِتَابَانِ لَهُمْ

Bu iki kitap onlarındır

قَرَأْتُ فِي الْكِتَابَيْنِ بَحْثًا جَيِّدًا

İki kitapta ciddi konuları okudum

كَانَ هَذَانِ الْبَلَدَانِ مُسْلِمَيْنِ

Bu iki belde Müslüman oldu

أَهْلُ هَذَيْنِ الْبَلَدَيْنِ مِنْ أَفْضَلِ النَّاسِ

Bu iki beldenin halkı insanların en faziletlisidir

هَذَانِ الْمَعْهَدَانِ يُعَلِّمَانِ الْعُلُومَ الشَّرْعِيَّةَ

Bu iki fakülte şeri ilimleri öğretiyor

اِلْتَحَقْتُ بِالْمَعْهَدَيْنِ حَتَّى أَحْفَظَ الْقُرْآنَ

Kuranı ezberleyene kadar bu iki fakülteye katıldım

٦. اِجْمَعِ الْكَلِمَاتِ الْآتِيَةَ جَمْعَ مُذَكَّرٍ سَالِمًا وَ اسْتَعْمِلْ كُلَّ جَمْعٍ فِي جُمْلَتَيْنِ مُفِيدَتَيْنِ بِشَرْطِ أَنْ يَكُونَ مَرْفُوعًا فِي إِحْدَاهُمَا وَ مَنْصُوبًا فِي الْأُخْرَى

6. Aşağıdaki kelimeleri cemi müzəkkər salim olacak şekilde cem’ et ve sonra her bir cemi lafzı birincisinde merfu ve ikincisinde mansub olmak şartıyla iki müfid cümlede kullan

اَلصَّالِحُ اَلْكَسِلُ اَلرَّاضِي
اَلْمُذَاكِرُ اَلْمُتَّقِي مُحَمَّدٌ

 أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

..Ve yeryüzüne salih kullarım varis oluyor

هَلْ رَأَيْتَ الصَّالِحِينَ؟

Salihlerden olan kimseleri gördün mü?

جَاءَ الْمُذَاكِرُونَ فِي الْحُقُوقِ

Hukuk konusunda müzakere edenler geldi

إِنَّ الْمُذَاكِرِينَ يَجْتَهِدُونَ فِي طَلَبِ الْعِلْمِ

Şüphesiz ki müzakere eden kimseler ilim talep etme hakkında içtihad ediyorlar

هَؤُلاَءُ الْكَسِلُونَ لَنْ يَنْجَحُوا فِي الْإِمْتِحَانِ

Bu tembeller sınavda heç vaxt başarılı olamayacaklar

إِنَّ هَؤُلاَءِ الْكَسِلِينَ عَنْ أَدَاءِ وَاجِبِهِمْ مِنْ شَرِّ النَّاسِ

Şüphesiz ki bu tembel kimseler insanların şerrlerinden görevlerini yerine getirmekten kaçıyorlar

أُؤْلاَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

Onlar takva sahibi kimselerdir

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي الْجَنَّةِ

Şüphesiz ki takva sahibi olan kimseler cennettedir

اَلرَّاضُونَ بِقَضَاءِ اللهِ يُحِبُّهُمُ اللهُ

Allah, hükmüne razı olanları sever

إِنَّ الرَّاضِينَ بِقَضَاءِ اللهِ لَهُمْ مَقَامٌ طَيِّبٌ

Şüphesiz ki Allah’ın hükmüne razı olanlar için güzel bir makam vardır

جَاءَ الْمُحَمَّدُونَ

Muhammedler geldi

رَأَيْتُ الْمُحَمَّدِينَ يُصَلُّونَ فِي الْمَسْجِدِ

Muhammedleri mescitte namaz kılarken gördüm

٧. ضَعْ كُلَّ فِعْلٍ مِنَ الْأَفْعَالِ الْمُضَارِعَةِ الْآتِيَةِ فِي ثَلاَثِ جُمَلٍ مُفِيدَةٍ بِشَرْطِ أَنْ يَكُونَ مَرْفُوعًا فِي إِحْدَاهَا وَ مَنْصُوبًا فِي الثَّانِيَةِ وَ مَجْزُومًا فِي الثَّالِثَةِ

7. Aşağıdaki muzari fiillerden her bir fiili birinci cümlede merfu, ikinci cümlede mansub ve üçüncü cümlede meczum olma şartıyla üç müfid cümleye koy

يُؤَدِّي وَاجِبَهُ
يَرْجُو الثَّوابَ
يَلْعَبُ يَسْأَمُونَ
تَحْضُرِينَ يُسَافِرَانِ

مُحَمَّدٌ يَلْعَبُ أَمَامَ مَنْزِلِهِ

Muhammed evinin önünde oynuyor

مُحَمَّدٌ لَنْ يَلْعَبَ الْبُوكِرَ

Muhammed heç vaxt poker oynamayacak

مُحَمَّدٌ لَمْ يَلْعَبْ بِالْأَمْسِ

Muhammed dün oynamadı

مُحَمَّدٌ يُؤَدِّي وَاجِبَهُ

Muhammed ödevini yaptı

إِبْرَاهِيمُ لَنْ يُؤَدِّيَ وَاجِبَهُ

İbrahim ödevini yapmayacak

إِسْمَاعِيلُ لَمْ يُؤَدِّ وَاجِبَهُ

İsmail ödevini yapmadı

اَلْمُسْلِمُونَ يَسْأَمُونَ الظُّلْمَ

Müslümanların zulme canı sıkılır

اَلْكُفَّارُ لَنْ يَسْأَمُوا الظُّلْمَ

Kafirlerin zulme canı sıkılmaz

اَلْكُفَّارُ لَمْ يَسْأَمُوا بَعْضَ الْإِسْلاَمِ

Kafirler islamın bazısına canı sıkılmadı

مَتَى تَحْضُرِينَ إِلَى الْمَسْجِدِ؟

Mescide ne zaman gidiyorsun?

يَا سُعَادُ عَلَيْكِ أَنْ تَحْضُرِي

Ey suad, hazır olman gerekiyor

لَمْ تَحْضُرِي زَيْنَبُ بِالْإِمْتِحَانِ

Zeyneb sınava hazırlanmadı

اَلْمُسْلِمُ يَرْجُو الثَّوَابَ مِنْ رَبِّهِ

Müslüman rabbinden sevabı umar

اَلْكُفَّارُ لَنْ يَرْجُوَ الثَّوَابَ مِنَ اللهِ

Kafirler Allahtan sevap beklemeyecek

اَلْكُفَّارُ لَمْ يَرْجُ الْجَنَّةَ فِي حَيَاتِهِمْ

Kafirler hayatlarında cenneti istemediler

اَلصَّدِيقَانِ يُسَافِرَانِ مَعًا إِلَى مِصْرَ

İki arkadaş beraber Mısır’a yolculuk ediyor

اَلْمُسْلِمَانِ لَنْ يُسَافِرَا إِلَى بِلاَدِ الْكُفْرِ

İki Müslüman heç vaxt kafir ülkelere yolculuk yapmayacak

أَحْمَدُ وَ زَيْدٌ لَمْ يُسَافِرَا إِلَى تُرْكِيَا

Ahmed ve Zeyd Türkiye’ye hiç sefer yapmadı

🤖 AI Köməkçi
📜 Söhbət tarixçəsi
📚 › Tapşırıqlar və Məşqlər
🎓
Xoş gəldiniz! Sual soruşun!